“Kusursuz Sorumluluk İlkesi” Gümrük Vergi Cezalarında Geçerli Midir? Bir Danıştay Kararının Düşündürdükleri
Özel ve kamu hukukundaki asıl sorumluluk hali kusurlu sorumluluk olmakla birlikte, belirli gerçek/tüzel kişilerin bazı faaliyetlerinin risk, zarar tehdidi oluşturması ya da bu kişilerin gerekli özeni göstermemiş olması gibi çeşitli nedenlerle ortaya çıkan bir zarardan sorumlu tutulduğu kusursuz sorumluluk hali de hukukumuzda yer almaktadır. Özel hukuk alanında adam çalıştıranın sorumluluğu, yapı malikinin sorumluluğu, tehlike sorumluluğu, hakkaniyet sorumluluğu gibi çeşitli başlıklar altında ele alınan kusursuz sorumluluk ilkesi, idarenin kusursuz sorumluluğu altında kamu hukuku alanında da kendini göstermektedir.
Öte yandan, cezada şahsilik ilkesi ise bir kişinin işlediği fiiller sonucu nedeniyle cezalandırılması, başkasının eylemleri nedeniyle sorumlu tutulamamasını ifade eder. Bu ilke ceza hukuku olmak üzere idare/vergi hukukunda da kendisini göstermektedir.
Örneğin, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu (VUK) 332. maddesinde veli, vasi ya da kayyımın vergi kanunlarına aykırı hareketlerinden dolayı velayet/vesayet altında olanlar ile işlerinin bir kısmı kayyıma devredilmiş olanların cezaya muhatap olmayacağı hüküm altına alınmıştır. Benzer şekilde VUK 251 inci madde de zamanında karne almamış veya vergisini tarh ettirmemiş olan işçilerin vergisine dair cezaların işverenden tahsil edileceği belirtilmiştir. Görüldüğü üzere, her ne kadar vergi kanunlarına aykırı hareketler küçük, işçi, mahcur adına yapılmış olsa da bu hareketlerin faili bu kişiler değil işveren, kayyım, vasi ya da veli sıfatlı kişilerdir[1].
Makalemiz konusu Danıştay 7. Dairesi 2025/220 E., 2025/1404 K. sayılı kararı, transit refakat belgesi muhteviyatı eşyayı taşıyan araçta beyan fazlası eşya bulunması ve bu kapsamda 4458 Sayılı Gümrük Kanunu (GK) 235/5-d uyarınca para cezası verilmesine dair itirazın reddi işlemine ilişkindir. Söz konusu dosyada, Bölge İdare Mahkemesi kararını temyiz eden gümrük idaresi, transit rejiminde asıl sorumlunun, sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğu, kanunda bu sorumluluğun ise mali sorumluluk olarak belirtildiği, asıl sorumluya gidilmesi için transit rejimi şartlarının ihlal edilmesinin yeterli olduğu, dava konusu işlemin 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu (KMK) kapsamında olmadığı ile ceza yargılamasının vergi/idari yargılamadan ayrı olduğu görüşlerini ileri sürmüştür.
Konuyla ilişkin, GK 86/3 fıkrasında; aynı kanunun 183 ve 184 üncü maddeleri kapsamında bir gümrük yükümlülüğü doğduğunda asıl sorumlunun gümrük idaresine karşı mali açıdan sorumlu olacağı ve 5607 sayılı KMK uyarınca işlem yapıldığı hallerde ise asıl sorumlunun sorumluluğunun belirlenmesinde fiilin işlenmesinde dahlinin olup olmadığı hususunun dikkate alınacağı belirtilmiştir. Kanun metnine göre, adli bir süreç söz konusu ise kusursuz sorumluluktan bahsedilemeyeceğini; adli bir süreç yok ise kusursuz sorumluluktan bahsedilebileceğini değerlendirmekteyiz. Söz konusu fıkra 7190 sayılı Kanunun 2. Fıkrası ile eklenmiş olup, gerekçesinde[2] asıl sorumlunun kaçakçılık fiilinin işlenmesinde dahilinin olup olmadığını göz önünde bulundurulmasının amaçlandığı belirtilmiştir.
Burada ikili bir ayrım dikkat çekmektedir. KMK kapsamındaki işlemler söz konusu değilse kusursuz sorumluluk, aksi halde kusurlu sorumluluk söz konusudur. Bir diğer ifadeyle, adli süreç söz konusu ise “cezanın şahsiliği ilkesi” gereğince failde “kusur” aranmakta; adli sürecin söz konusu olmadığı idari para cezasının uygulandığı süreçte ise gümrük kanununa aykırı davranan kişide kusur aranmamaktadır. Başka açıdan GK 86/3 hükmü incelendiğinde, adli bir sürecin söz konusu olduğu durumda cezanın şahsiliği ilkesi dikkate alınmakta iken idari/vergi yargılaması sürecinde bu ilkenin dikkate alınmadığı görülmektedir.
Diğer taraftan, 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 7. maddesi, kabahatin icrai veya ihmali davranışla işlenebileceğini; 9 uncu maddesi de kabahatlerin hem kasten hem de taksirle işlenebileceğini belirtir. Görüldüğü üzere kabahatler kanunu uyarınca uygulanan cezalarda kusursuz sorumluluk ilkesi söz konusu değildir, yaptırım uygulanabilmesi için en hafif düzeyde ihmal veya taksir düzeyinde kusurun aranması söz konusudur. Öte yandan, Kabahatler Kanunu genel kanun niteliğindedir. Bu kanunun 3-b fıkrasına göre, kanunun idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri haricindeki diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında uygulanır.
Yazımız konusu kararda ise Danıştay 7. Dairesi, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi uyarınca söz konusu şirketin Ağır Ceza Mahkemesinde açılan dava konusu fiile iştirakinin bulunmadığının tespit edilmesinden bahisle, 235/5-d kapsamındaki ceza kesme koşullarının davacı şirket açısından gerçekleşmediği şeklinde hüküm vermiştir.
Bizce, Danıştay GK 86/3 deki hususu geniş yorumlayarak 235. madde için de uygulamış ve hukuken isabetli bir karar vermiştir. Şöyle ki 86/3 fıkrası, 183 ve 184 üncü maddeler kapsamında bir gümrük yükümlülüğü doğmasından bahsetmektedir. 183 ve 184 üncü madde hükümleri de 235/5 fıkrasında öngörülen fiil ve yaptırımı kapsamaktadır.
Bu durumda, 86/3 fıkrası ile ilgili olarak “kusursuz sorumluluk” ile “cezada şahsilik” ilkeleri karşı karşıya gelmektedir. 86/3 fıkrasının lafzından kusursuz sorumluluğun var olduğu, asıl sorumlunun gümrük idaresine karşı mali açıdan sorumlu olduğu anlaşılmaktadır. Ancak yukarıda da bahsedildiği üzere, idari para/vergi cezalarında cezada şahsilik ilkesi geçerli olmakla birlikte Kabahatler Kanununun genel ilkeleri Gümrük Kanunu açısından da geçerlidir. Çünkü Gümrük Kanunu ile Vergi usul Kanununda yer alan karşılığında para cezası öngörülen davranışlar kabahat hükmündedir[3].
Buna ilaveten, Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 31.1.2008 gün ve 5728 sayılı Kanun genel gerekçesinde yer alan “…Kabahatler Kanununda idarî yaptırımlarla ilgili olarak belirlenen genel hükümler nedeniyle, bu hükümlerin özel kanunlarda tanımlanan kabahatler hakkında da uygulanması gerekmektedir.” ifadesi bu görüşümüzü destekler niteliktedir. Bu minvalde, Kabahatler Kanununun genel hükümleri, özel kanun niteliğinde olan Vergi Usul Kanunu, Gümrük Kanunun gibi özel kanun niteliğinde olan kanun hükümlerinden de öncelikle uygulanmalıdır[4].
Bu hususlar dikkate alındığında, kusursuz sorumluluk ilkesi kapsamında eksik tahsil edilmiş/tahsil edilmemiş gümrük vergilerine ilişkin asıl sorumlunun gümrük idaresine karşı mali açıdan sorumlu olacağı GK 86/3 fıkrasında [5] hüküm altına alındığı görülmektedir. Gümrük vergileri açısından kusursuz sorumlu olmanın hukuki açıdan isabetli olduğu, ancak kusursuz sorumluluğun gümrük vergi cezalarını kapsamaması gerektiği değerlendirilmektedir. Cezaların şahsiliği ilkesi ve Kabahatler Kanunu genel ilkeleri dikkate alındığında, yükümlünün kusurunun ya da dahilinin bulunmadığı, başka kişilerce işlenen Gümrük Kanununa aykırılık teşkil eden bir kabahat için vergi cezası uygulanması hukuken isabetli değildir.
Acaba kusursuz sorumluluk ilkesi Kabahatler Kanunu açısından geçerli midir? Mesela, Kabahatler Kanunu “Organ veya Temsilcinin Davranışından Dolayı Sorumluluk” başlıklı 8. maddenin 2. fıkrası[6] temsil edilen gerçek kişi/ iş sahibi hakkında da idari yaptırım uygulanabileceğini belirtmektedir. Bu durum Anayasa 38. madde, TCK 20. maddesine aykırılık teşkil etmektedir; ceza hukukunda “kusursuz sorumluluk” ile “müteselsil sorumluluk” gibi kavramlara yer yoktur[7].
Sonuç olarak, ilgili Gümrük Kanunu maddelerinin, cezada şahsilik ilkesi ile Kabahatler Kanunu hükümleri doğrultusunda, tahsil edilmeyen/ eksik tahsil edilen gümrük vergileri ile bunlara bağlı para cezaları arasında ayrım yapılması; hakkında para cezası uygulanan kişilerin söz konusu fiilleri işlediğinin somut biçimde ortaya konulması şartlarını içerecek şekilde düzenleme yapılması gerektiği değerlendirilmektedir. Kusursuz sorumluluk ilkesinin ceza/ kabahatler hukukunda uygulanması, “Kusursuz suç veya ceza olmaz” ilkesi gereğince mümkün görülmemektedir.
KAYNAKÇA:
[1] Candan, Turgut; “Cezaların Şahsiliği İlkesi ve Tüzel Kişilerin Vergi Cezalarından Sorumluluğu”, https://turgutcandan.com/2015/06/18/cezalarin-sahsiligi-ilkesi-ve-tuzel-kisilerin-vergi-cezalarindan-sorumlulugu/
[2] “Madde 2- 4458 sayılı Kanunun 86 ncı maddesine, 183 ve 184 üncü madde kapsamında bir gümrük yükümlülüğü doğduğunda, asıl sorumlunun transit rejimine tabi tutulan eşya ile ilgili olarak gümrük idaresine karşı mali olarak sorumlu olduğu, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu çerçevesinde gümrük idaresince işlem tesis edildiği hallerde, asıl sorumlunun söz konusu fiilin işlenmesinde dahilinin bulunup bulunmadığı hususları göz önünde bulundurularak işlem yapılması yönünde fıkra eklenmiştir”
[3] Candan, Turgut; “Kabahatler Kanununun Genel Hükümlerinin Vergisel Kabahatler Hakkında Uygulanabilirliği” https://turgutcandan.com/2021/04/06/kabahatler-kanununun-genel-hukumlerinin-vergisel-kabahatler-hakkinda-uygulanabilirligi/
[4] Candan, Turgut; “Kabahatler Kanununun Genel Hükümlerinin Vergisel Kabahatler Hakkında Uygulanabilirliği” https://turgutcandan.com/2021/04/06/kabahatler-kanununun-genel-hukumlerinin-vergisel-kabahatler-hakkinda-uygulanabilirligi/
[5] “86/3. (Ek:24/10/2019-7190/2 md.) 183 ve 184 üncü maddeler kapsamında bir gümrük yükümlülüğü doğduğunda, asıl sorumlu, transit rejimine tabi tutulan eşya ile ilgili olarak gümrük idaresine karşı mali olarak sorumludur….”
[6] Temsilci sıfatıyla hareket eden kişinin bu sıfatla bağlantılı olarak işlemiş bulunduğu kabahatten dolayı temsil edilen gerçek kişi hakkında da idarî yaptırım uygulanabilir. Gerçek kişiye ait bir işte çalışan kişinin bu faaliyeti çerçevesinde işlemiş bulunduğu kabahatten dolayı, iş sahibi kişi hakkında da idarî yaptırım uygulanabilir.
[7] Cankat, Taşkın, Ş.; “5326 Sayılı Kabahatler Yasası’nın Anayasa’ya ve Hukuka Aykırılık Açısından İncelenmesi”, https://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/ViewPDF-5236-sayili-kabahatler-yasasinin-anayasaya-ve-hukuka-aykirilik-acisindan-incelenmesi-189

